Cuma, 15 Kasım 2019

"Balkan Savaşları'nda Çatalca" Belgeseli

Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

 

 Bulgar birinci ve üçüncü orduları, Edirne'de Osmanlı ordusunun Doğu Ordusu’nun bir kısmını sıkıştırıp, Kırklareli muharebesi (Kırkkilise Muharebesi) ve son olarak Lüleburgaz Muharebesi’ni kazandı. Dimetoka, Lüleburgaz veKırklareli'yi eline geçirdi. Edirne kuşatma altına alındı. Lüleburgaz Muharebesi sonrası imha olmaktan zorlukla kurtulan Osmanlı 1. ve 2. Doğu ordularına Çatalca'ya 2 kasımda çekilme emri verildi. Lüleburgaz Muharebesi esnasında yorulan birliklerini bulgarlar dinlendirmek zorunda kaldılar.

Ardı ardında kazanılan zaferler sonrası Bulgar ordusu ve askerinin morali son derece düzgündü. Bulgar basınında çıkan gazeteler İstanbul'un alınması sonrasının planını yapıyordu. Buna karşın, Rusya, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya gibi devletler uluslararası devletler stratejik dengelerin bozulacağı hesabıyla Bulgar işgaline karşı, İstanbul'a bir donanma gönderme hesabına girmişlerdi.[2] [3][4]

Bu arada Bulgar ordusunun İstanbul kapılarına dayanması, boğazlar ve İstanbul üzerinde emelleri olan Rusların, tepkisini çekti. 5 kasım 1912'de Rus Çarı ve hükümeti; Bulgar hükümeti ve Kralına, bu bölgede daha fazla ileri gidilmemesi ve İstanbul'a saldırılmaması aksi halde Rus donanması ve askeri birliklerinin Bulgaristan Krallığına saldıracağı yönünde açık tehdit içeren bir mesaj gönderdi.[5] Bu açık mesaja ve baskılara karşın, Bulgar ordusu ilerlemesine devam etti.[6]

 
Lüleburgaz Muharebesi-kaçan çekilen Osmanlı askerlerini gösteren çizim[1]

6 Kasım 1912'de tekrar ilerlemeye başlayan Bulgarlar, 6 gün boyunca günde 15 km yol kaydetti. Tekirdağ ve ardından 7 Kasımda Çorlu bulgar ordularının eline geçti. Ertesi gün Çerkezköy düştü, 9 Kasımda Malkara, 11 Kasımda Silivri Bulgar ordusunun eline geçti. Bulgar ordusu, ilerlemesini sürdürerek, 13 Kasımda Çatalca önlerine ulaştı, sonrasında İstanbul'u ele geçirmek için saldırıya hazırlanmaya başladı. Bulgar Ordusunun İstanbul ile önlerindeki tek engel Çatalca'daki son savunma hattı idi ve şehri ele geçirmek için hazırlanmaya başladılar. 93 harbinde Yeşilköy'e kadar ilerleyen Rus ordusunun İstanbul'u işgal tehlikesi sonrası Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığı da açıkça tekrar tehdit altındaydı.[2][7]

Osmanlı Ordusunun durumu[değiştir | kaynağı değiştir]

Ardı ardına kaybedilen Lüleburgaz ve Kırkkilise Muharebesi'nin yanında Kumanova Muharebesi ve Manastır'a kadar ilerleyen Sırp ordusu, 16 kasım'da başlayanManastır Muharebesiyle; Nazım Paşa'nın saldırı planlarının Osmanlılar açısından, durumu kötüleştirmek dışında, işe yaramadığını ortaya koydu. Savaşın başlamasının üstünden bir ay bile geçmeden Bulgar Ordusu İstanbul'a kadar ilerlemiş, Edirne Bulgarlarca, İşkodra Karadağ ve Sırp ortak kuvvetlerince kuşatma altına alınmış, Yanya ise Yunanların kuşatma tehdidi altındaydı, Yenice Muharebesi sonrası, yunan ordularınca çevresi sarılan Selanik ise şehirde koca bir kolordu olmasına karşın tek kurşun bile atılmadan, Tahsin Paşa tarafından 9 Kasım'da Yunanlara teslim edildi. Osmanlı'nın kaleleri birbir düşüyordu. Lüleburgaz Muharebesi sonrası, 6 Kasım'da Mahmut Muhtar Paşa dahil; bütün Osmanlı Komutanları Nazım Paşa tarafından toplantıya çağrıldı. Nazım Paşa, Çatalca'ya kadar ilerleyen Bulgar ordusuna karşı başkomutan vekili olarak bizzat bu cephedeki Osmanlı ordusunun komutasını eline almaya karar verdi. Kurmayları ile yapılacak muharebenin planı üzerinde çalışmaya başladı. Osmanlı doğu ordusunun durumu ortada olup bir saldırı yapamayacak durumda olduğu anlaşılmaktaydı, çevirmeye dayalı hızlı planlanmış, olgunlaşmamış saldırı planlarının bir işe yaramadığıda anlaşılmıştı.

Buna ilaveten Osmanlı doğu ordusu içinde bir diğer tehditte kolera salgınıydı, Lüleburgaz Muharebesi sırasında ortaya çıkan ordu içindeki kolera salgını, lojistik hizmetlerin ve sağlık altyapısının eksikliği ile hızla yayılıyordu. Bu konuda Çatalca'ya çekilen ordu içinde önlem alınmaya çalışılsa da ne yazık ki 1. Balkan Savaşının sonuna kadar salgının önü, hiç kesilememiştir.[8] [9]

Öyle ki bu salgın 1.Çatalca Muharebesi sonrası da sürmüş ve hatta şehri kuşatan Bulgar askerlerine bile bulaşmış; cephede ölenler dışında iki taraftan pek çok asker ve sivil, bu hastalık nedeniyle can vermiştir.

Çatalca Savunma hattı, 93 harbinde 1877 yılında Ruslara karşı oluşturulmuşken sonrasında 1912 yılına kadar görev yapan Alman uzmanların tavsiyesi ve yardımlarıyla Osmanlı ordusunca beton duvar ve tahkimatlar, kalıcı topların olduğu tabyalarla iyice şekillendirilerek kurulmuş bir hatdı.[10] 10 kadar kale şeklindeki tabya yanında, ayrıca yeraltına döşeli telefon ve telgraf hatları ile tabyalar arası iletişim sağlanabilmekteydi. Yine demiryolu ve ulaşım hatlarıda savunma hattına uygun bir şekilde konumlanmaya çalışılmıştı. Bununla birlikte İstanbul osmanlı imparatorluğunun merkezi bir şehri olarak hastaneleri, ufak cephane fabrikaları, liman ve demiryolu ağı ile yakınında Çatalca'daki birliklere lojistik destek olabilecek durumdaydı. 1912 yılı öncesi savunma hattındaki bir kısım toplar Edirne'ye gönderilmiş ve bu hat bu yönden zayıflamıştı ancak ekim 1912'de Balkan muharebesi başladığında hızlı bir şekilde düzenlenmişti ve Lüleburgaz Muharebesi sonrası bu düzenlemeler iyice hızlandırıldı. Nazım paşa'da artık stratejik şehirlerin korunması ve Osmanlı ordusunun savunmada kalması gerektiğini geçte olsa farketmişti ve buna göre hareket etmeye başladı. 7 Kasımda doğu 1. ve 2. ordularını dağıtıp yerine Çatalca ordusu adı altında tek bir ordunun kurulmasına karar verdiğini bildirdi ve 1.2.3. nizami kolorduları bu ordunun temeli olarak belirledi. 17., 18. geçici kolorduları ve 4.kolorduyu ise dağıttı. İzmit, Uşak, Konya, Uşak redif tümenleri gibi Lüleburgaz, Kırkkilise Muharebesinde iyice kuvvetleri eksilen redif tümenlerini dağıttı. (dağıtılmasına karşın sonrasında bu redif tümen askerlerinin bir kısmını 3. kolordu tümenlerinde kullanacaktır) Böylece 3 ana kolordusu olan (1.2.3. mürettep kolordular) bir ordu ortaya çıktı. Bu arada istanbul'a takviye gelecek sınırlı sayıda takviye redif tümenlerinin düzenlenmesi gerekiyordu ki bunlarda 1.2.3. mürettep redif kolordusu olarak 3 kolordu komutanlığı çatısı altında düzene sokuldu. Bunun yanında redif tümenleride yeni Kırkkilise ve Lüleburgaz yenilgilerini görmemiş tamamen yeni redif tümenlerinden oluşturuldu. Kafkaslardaki 3. ordudan 29.; 30. piyade tümenleri, Anadolu ve İstanbul'da ki 8 redif tümeni takviye olarak kullanılacaktı. Bu arada süvari alayları tek bir tümen haline getirildi. Osmanlı Planı gayet basit şekilde hazırlan. Nizami 1.2.3. kolordular en ön safta yer alırken arkasında 1.2.3. redif kolorduları bu kolordulara destek sağlayacaktı. Osmanlılar topçu birliklerini yine 3 kolorduya destek verecek şekilde 3 alanda 3 komutanlığa bölünüp gruplaştırdı, yine sabit topların yanında seyyar muharebe toplarınıda bu alanda topladı böylece her kolordu, 3 noktada 81'er toptan yardım görecek hale geldi. Topçuların bu şekilde yenilikçi şekilde bir araya getirilmesi ve iyi şekilde yerleştirilmesi Bulgar ordusunu muharebenin ilerleyen safhalarında zora düşürmüştür. Bunun yanında Osmanlı donanması bakımsızlık ve parasızlıktan kötü durumda olsa da gemilerin bir kısmı yinede askere destek için kıyı hatlarında Bulgar mevziilerine karşı yapılacak bombardıman da kullanılabilecek durumdaydı. Bu sebeple donanmadan bir kısım gemiler bulgarların saldırıları sırasında bulgar mevziilerini bombalamak üzere görevlendirildi.[9]

Diğer taraftan kurulan yeni orduda doğu ordusundan belli komutanlara yer verilmedi yine Balkan Muharebesinde Osmanlı ordusunda alman askeri heyeti danışmanlık görevini daha çok yapıyordu ve hiçbir şekilde Osmanlı Ordusunda birliklerin başına getirilen bir alman subay bulunmamaktadı. ancak ilk kez Çatalca Ordusunda,Osmanlı askeri akademisinde aynı zamanda askeri eğitimende olan öğrencileri eğitmekle görevli binbaşı Otto von Lossow, hattın Kuzey Kanadındaki Kıta birliğine (taburdan biraz küçük askeri birim) komutan Olarak Nazım Paşa tarafından atandı. Bulgar ordusunun temkinli hareket etmesi neticesi yaklaşık 2 hafta kadar zaman kazanan Osmanlı ordusu bu sefer zamanı iyi değerlendirmiş ve 12 Kasım tarihinde birliklerin konumlanma ve yapılanmasını tamamlamıştı, 16 Kasımda Bulgar ordusunun saldırıya geçtiği vakitte bütün ordu şu şekilde düzenlenmişti.